Mazeret Yok Yola Devam

İnsan zamanın nasıl geçtiğini anlayamasa da ömrünün kısa olduğunu düşünse de hayatı boyunca birçok alanda uğraş verir. Bu uğraşların kimisinde başarılı kimisinde ise başarısız olur.  Başarılı olduklarında kendisinin mücadele ettiğini, o çizgiye tırnaklarıyla kazıyarak geldiğini(doğal olarak) savunurken başarısız olduğunda ise sürekli bir mazeret arkasına saklanarak başarısızlığı meşru zemine oturtur. Aslında bu, kişinin savunma mekanizmasından başka bir şey değildir.

Yazımı okuyan ve siteme biraz göz gezdiren arkadaşlar anlamışlardır diye düşünüyorum, yazılarımı genel olarak “Girişimcilik-Liderlik-İletişim” olmak üzere üç perspektiften bakarak yazmaya çalışıyorum. Bu yazımı da mazeretin liderlik alanında olmaması gerektiğini düşünerek yazıyorum. Lider denildiğinde akla ilk olarak yöneten, yönlendiren, yol gösteren kişi gelebilmesine rağmen bu kavramı biraz genişletip tanımını şu şekilde yapmak istiyorum. Lider; başarıları ekibine mal eden başarısız sonuçlarda ise hiçbir mazeret öne sürmeden kendini sorumlu tutan kişidir. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz, liderin başarısız olabilme şansı vardır; fakat başarısızları başkalarına yıkma gibi şansı yoktur ve asla olmamalıdır.

Bu durumu minimize ederek yaşantımıza uygulamak mümkündür. Sonuçta her birey kendi yaşantısının lideri değil midir? Evet! Dediğinizi duyar gibiyim. O halde bizlerde bir işte, bir uğraşta başarısız olduğumuzda kendimizi sorumlu tutmalıyız. Çabalarımız başarısızlık ile sonuçlandığında bunun nedenini başkalarında değil kendimizde aramalıyız. Bizler birer toplumsal organizmayız, değerimizi toplumda anlar statülerimizi toplumda belirleriz. Bunları genelde kıyaslamalar sonucunda yaparız. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse; iyi ve kötü diye iki farklı kavramı ele alalım. Bizler iyi ve kötüyü nasıl ayırt ederiz.  Öncelikle ikisinden birinin var olması gerekir, eğer toplumda o tek başına var olmuşsa onun hangi kategoriye gireceğini pek kestiremeyiz. Fakat iki kavramında var olmasıyla birlikte ikisi arasında kıyaslamalar yapar ve toplum için hangisinin olumlu yönü fazla ise onu iyi olarak belirleriz.  İşte başarı ve başarısızlık da aynı sürece gebedir. İnsanlar performanslarını genelde kıyaslamalar, rekabetler sonucunda belirler. Eğer birey, kıyaslama sonucunda başarısız olduğuna kanaat getirirse, “ama onun olanakları fazla, ama onun başarılı olması çok normal, benden daha iyi koşullarda yetişmiş, onun ekibi şöyle benim ekibim böyle, ona daha çok imkan tanındı bana hiç imkan verilmedi” gibi cümleler kurmamalıdır. Eğer kurarsa, işte o zaman adama sorarlar: sen “Mustafa Kemal’den daha mı kötü imkanlara sahipsin?

Son söz olarak, mazeret yok yola devam.

Ege Üniversitesinde İletişim eğitimi aldım. Üniversite hayatım boyunca kulüplerde farklı projeleri hayata geçirdim ve yöneticiliklerini yaptım. İK ve kurumsal İletişim Uzmanı olarak çalıştım. Şuanda CMS grubunda İnsan Kaynakları Alanında çalışıyorum, aynı zamanda şirketlere Etkili İletişim, Öfke ve Stres Yönetimi eğitimleri ve Kariyer merkezlerinde İnsan Kaynakları Uzmanlık alanında sertifika eğitimleri veriyorum.

1 Comment

  1. Savaş Yıldız

    12 Kasım 2011 at 16:44

    Yazıyı okurken başlarda “ne güzel bir yazı” diye içimden geçirdim. Ama son kısımlarda “Mustafa Kemal’den daha mı kötü imkanlara sahipsin?” cümlesiyle sıradanlaşmış bir yazı olarak görmeye başladım. Yaşanılan toplumun damarında akan kan değil özgüvensizlik ise koşullardan önce özgüvensizlikle mücadele edilmelidir ki ondan sonra koşulları ele almak gerek diye düşünüyorum.
    Ayrıca, yazılarına devam etmeni istiyorum. Güzel ve okumalık yazılar yazıyorsun 😉 Kolay gelsin başkan 😉

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir